Fıkralar
|
ARASI YOKMUS |
AMERIKAN
SAKASI |
- Gözü, bankta oturmuş
portakal soyan adama takıldı. Soyuyor, tuzluyor,
yanındaki çöp kutusuna atıyor... Bir süre
izledikten sonra yanına gidip sordu:
- - Afedersiniz,
güzelim portakalları tuzlayıp çöpe atmanız
garibime gitti de...
- - Efendum, penum
tuzlu portakalla aram eyu değuldur da...
|
- John'la James kır
gezintisine çıkmışlardı. Bir ara John, James'e
yerdeki sığır tersini gösterdi:
- - Bak James... Günün
birinde öleceksin, mezara koyacaklar, mezarının
üstünde otlar bitecek. Otları inekler yiyecek.
İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunu
görünce, "Yazık... Ne kadar değişmissin James,"
diyeceğim.
- James dedi ki:
-
Önce sen öleceksin, John. Mezara gireceksin.
Mezarının üstünde otlar bitecek. Onları inekler
yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben,
bunları görünce "Hiç değişmemissin be John!"
diyeceğim!
| | |
|
CENAZE |
DENENMİŞ
İLAÇLAR |
- Hindistan'a, kaplan avına
giden John'un ailesine gelen telgrafta şunlar
yazılıydı:
- "John, avda öldü. Cenazesi
ayın 17'inde Londra'da olacak."
- Ayın 17'sinde John'un ailesine
kafes içinde büyük bir Bengal kaplanı geldi.
Bunun üzerine aile, Hindistan'a telgraf
çekti:
- "Kaplanı aldık. John'un
cenazesini bekliyoruz."
- Cevap geldi:
- "John'un cenazesi kaplanın
karnında."
|
- Doktor, hastasına telefon
etti:
- - Size verdiğim reçetedeki
ilaçları kullanmaya başladınız mı?
- - Başladım, doktor.
- - İyileşmeye de başladınız
mı?
- - Daha iyiceyim. İlginize
teşekkür ederim. Daha önce böyle telefonla
sormazdınız...
- - Ben de aynı hastalığa
tutuldum. İlaçları kullanmadan önce emin olmak
istedim de..
| | |
|
ENAYİ |
KUŞ SANMIŞ |
- Bir yığın sebze yüklenmiş el
arabasını kan ter içinde yokuş yukarı çıkarmaya
çabalayan manav çırağına acıdı, yardım etti. Güç
bela yokuşun başına geldiler. Geniş bir soluk
alarak sordu:
- - Oğlum, tek başına bu kadar
yükü taşıyamayacağını ustana söylemedin
mi?
- - Söyledim ama...
- - Öyleyse niye taşıttı?
- - "Sana yardım edecek bir
enayi bulunur" dedi.
|
Saf köylü, kente iş için
gelmiş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın
renk renk tüylerine hayran oluyor.
- Allahım... Ne güzel
yaratıklar var... Tam o sırada papağan
konuşmaya başlıyor: - Ne
bakıyorsun? Köylü, neye uğradığını
şaşırıyor: - Kusura bakma hemşehrim. Seni kuş
sandım da...
| | |
|
SAVAŞ HAZIRLIĞI |
TANIMAYRUM
! |
- Televizyon filminde
Kızılderililerin yüzlerini boyadıklarını gören
Can, sordu:
- - Baba ne yapıyorlar bunlar
böyle?
- - Savaşa hazırlanıyorlar,
oğlum.
- Can, ertesi sabah annesini
makyaj yaparken görünce koşup babasının yanına
geldi:
- - Baba, kötü şeyler
olacak...
Annem içerde savaş hazırlığı
yapıyor! |
- Yargıç, Temel'e:
- - Bu adamdan borç para
almışsın, diyerek Dursun'u gösterdi. Neden
ödemiyorsun borcunu?
- - Ben bu adamı tanımayrum.
Ondan borç almuş da değilim.
- Dursun sinirlerdi:
- - Ula Temel, doğru söyle, beni
tanimay musun?
- - Tanimayrum.
- Ula sen beni tanimaduğuna göre
ben de seni tanımayrum!
| | |
|
YARIŞ ATI |
TERLEMEK
İÇİN |
- Kocasının ceplerini
karıştırırken bir kağıt parçası buldu. Üzerinde
"Leyla" yazıyordu, bir de telefon numarası
vardı. Akşam, kağıdı gösterere sordu:
- - Bu kimin numarası?
- - Aa, bilmiyor musun, ünlü
yarış atı bu. Bu hafta ona oynadım.
- On gün sonra koca eve dönünce,
karısı:
- - O ünlü yarı atı Leyla var
ya, dedi. İşte o aradı seni...
|
- Sınavda tıp öğrencisine
sordular:
- - Hastayıı hangi yöntemlerle
terletirsin?
- Öğrenci bildiklerini
söyledi.
- - Başka?
- Belleğini yokladı, anımsadığı
başka yöntemleri de anlattı.
- - Başka?
- Ter içinde kalan
öğrenci:
- - Bütün bu yöntemlerden sonuç
alınmazsa, dedi, burara getirir, huzurunuzda
sınava sokarım.
| | |
|
AYDINLIKTA |
TEMEL VE KRALİÇE
ELİZABETH |
- Nasreddin Hoca kapisinin önünde bir seyler
araniyormus. Kizyurdulari :
- Hayrola Hoca
efendi, demisler, birsey mi kayip ettin? -
Mühürüm düstü de... - Nerede düsürdün? Söyle,
biz de bakiverelim... - Içeride düsürdüm,
avluda... - Avluda kayip olan sey sokakta
aranir mi be Hoca? - Avlu karanlik. Burasi
daha aydinlik da onun için burada ariyorum...
|
Temel Istanbul a
gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top
atislari duyul- maktaymis. Merak edip sormus.
"Hemserim bu top atislari neyin nesi?"
diye. Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle
top atisi yapildigi anlatilmis. Aradan yarim
saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis.
Temel yine sormus bir baskasina "Bu top
atislari neden?" diye. Ayni cevabi
alinca söylenmis: "Ulan, yarim saattir bir
kariyi vuramadilar,
be!" | | | | | |