Bir isin gerek şartı
ayni zamanda yeter şart olmadığı gibi, parça da bütün
değildir. Gelin görün ki, insanoğlu çoğu kez gerek şartı yeter
sart zanneder ve çogunlukla parçayi bütünle özdeslestirir.
Zira, bir is gerek şart olmaksizin gerçeklesmez ve bir bütün
parça tamam olmadan bütün olmaz. Ve bu durum, dikkatlerin
kendisi olmadan sonucun gerçekleşmediği 'gerek şart' ile
kendisi olmadan bütünün yarim kaldığı 'parça' üzerinde
yoğunlaştırır. Bu yoğunluk-parça-bütün ilişkisi gözden kaçtığı
ve gerek şartın yeter şart olmadığı unutuldugu takdirde-sair
sartlara ve sair parçalara, hatta isin ve bütünün tamamina
dair bir algi körlügünü getirir. Bu körlük, idraki daraltır.
Sonuç parçanın bütünün tamamı imiş gibi muamele görmesi,
'gerek şart'ın ise 'yeter şart' makamına terfi
etmesidir. Evliliğe ve aile hayatına dair yazılan, çizilen,
konuşulan, düşünülen ve paylaşılan şeylere baktığında, insan
bu yanılgı zincirinin bir yansımasını rahatlıkla görüyor.
Birçok zihinde, evlilik ile aşk, aile hayati ile birbirine
aşık iki insan neredeyse eşanlamlı hale gelmiş bulunuyor.
Evliliğin 'gerek şart'larından biri olarak aşk, genelde,
'yeter şart' olarak algilaniyor. Ve, sıhhatli bir aile
hayatinin ayrılmaz bir parçası olarak birbirine aşık iki kalb,
bu aile tablosunun tamami gibi muamele görüyor. Evliliğe ve
aile hayatina dair 'ask' üzerinde yogunlasan bu vurgu, birçok
alanda çok farkli tezahürleriyle çikiyor karsimiza. Nikah
davetiyelerinin çoğunda, olan-bitenin birleşik iki kalp
figürüyle özetlendiğini görüyoruz. Düğün pastalarını kalp
suretinde yaptırıyor kimileri. Düğün arabalarina bir çift kalb
yapistiriliyor ve her birinin içine hanimin ve erkegin isminin
ilk harfi yerlestiriliyor. Öte yandan, binlerce film, on
binlerce roman, yüz binlerce şiir 'beraberlik' ile 'aşk'i
âdeta özdeş tutuyor. 'Aşkın Gücü'ne dair filmler yapılıyor,
mutlu Evliliğin biricik formülü olarak ömür boyu aşkı öneren
kitaplar hazırlanıyor, "Sevmek ne güzel şey/Sevgiyle düzelir
her şey" türünden şiirler yazılıyor. Ve, aşka dair bu vurguyla
birlikte, bir evliliği başlatmak veya yaşatmak, bir aile
hayatini kurmak veya kurtarmak için Aşkın yeterli oldugunu
zanneder hale geliniyor. Ama öte yandan, hüsranla sonuçlan
mis, mahkeme kapısına dayanmış, önemli kısmı bir seneye
varmadan tükenmiş evliliklerle karşılaşıyor. aşk, evlilik için
yeterli görülüyor; ama asklar evliligi kurtarmaya yetmiyor.
'aşk evlilikleri'nin ciddi bir oraninin yasadigi akibet, gerek
sart olarak askin evliligin yeter sarti olmadigini apaçik
gösteriyor. Bu vâka, Aşkın kötü birsey oldugunu göstermiyor
elbette. Rab-i Rahîm'in insan kalbine yerleştiği, insani
heyecana ve harekete sevk eden, insani gayrete ve cevelana
yönelten bir duygu olarak aşk, elbette hayatlara bir renk, bir
anlam katıyor; ve açılmamış birçok duygu aşk ile açilip
olgunlasiyor. Insan askla gelisiyor, farketmedigi bir dizi
nüansin anlamini ve önemini askla farkediyor, pek çok insanî
özellik aşk sayesinde inkisaf kaydediyor. aşk insani yontuyor,
törpülüyor, inceltiyor, olgunlastiriyor ve 'mükemmel'e uzanan
yolda adimlar attiriyor. Bütün bu yönleriyle, aşk, Evliliğe
anlam katiyor, renk katiyor, nese ve lezzet
kazandiriyor. Ne ki, evlilik denen sey, askla baslayip
bitmiyor. Bir aile hayatinin kurulmasinda 'gerek şart' olarak
kesinlikle önem tasiyan ask, 'yeter sart' da olamiyor. Zira,
yetmiyor! Bu bakimdan, hem 'gerek sart' olarak aski
vurgulamak, hem de askin 'yeter sart' olarak sunumuna açik bir
muhalefet serhi koymak gerekiyor. Aska dair bu iki sunumun
arasini açikça ayirmak gerekiyor. Bu noktada, öncelikli
olarak, sevmenin çok bilinen ve çok vurgulanan bir yansimasi
olarak askin, sevmenin ta kendisi ve yegâne yansimasi
olmadigini farketmek gerekiyor öncelikle. Sevmenin, sefkat
gibi, hürmet gibi, acimak gibi baskaca tezahürlerinin de
oldugunu bilmek gerekiyor. Meselâ, anne çocugunu sever, ama
âsik degildir ona. Çocugun anneye olan sevgisi de ask
degildir. Birincisi sefkat sinifindan, ikincisi ise hürmet
cinsinden bir sevgidir. Hem, sevmenin yegâne türü degil,
bir türü oldugunu bildikten sonra, bir sevgi türü olarak askin
tarifini dogru yapmak da gerekiyor. Nedir ask, nasil bir
sevmektir? Karsilikli sevmektir. Karsilik bekleyerek sevmedir.
Karsilik görmedigi halde dahi, karsilik beklemektir. Bir baska
insani askla seven, ondan mukabele bekler, karsilik görmek
ister. Ve, tatli baslayan bütün asklar, karsilik görmeyince
yahut karsilik görmez duruma gelince veyahut karsilik görme
ümidi dahi tükenince, biter. Karsilik görmeyecegini kesinkes
bilerek, karsilik görecegine dair zerre miskal bir ümit
hissetmeyerek devam eden tek bir ask yoktur. Bütün asklarda ya
bir 'hemen simdi' boyutu vardir, veya 'bir gün mutlaka'
boyutu. Sözün kisasi, ask karsilik ister. Ask, karsilikli
sevmektir. Ask, karsilik bekleyerek sevmektir. Dolayisiyla,
yalnizca ask üzerine kurulan bir evlilik, bir açidan, pamuk
ipligine bagli bir evliliktir. Ömrü ve sihhati, karsiliga
endekslenmis bir evliliktir. Karsilik görme yüzdesi yükselince
saglamlasan, karsilik görme yüzdesi düstükçe zayiflayan ve
hatta çöken bir evliliktir. Ask, bir evliligi ömür boyu
tasimak, bir aile hayatinin aslî ve yegâne diregi olmak için
asla yeterli degildir. Sarsilan, sallantida olan, hatta
yikilan evliliklere bakalim. Kari ve kocadan her ikisi veya en
azindan biri, esinden lâyik oldugu ilgiyi ve karsiligi
görmedigini düsünmektedir. Ki, ya gerçekten karsilik
görmemekte veya görüldügü halde görülmedigi düsünülmektedir.
Aska dair onca filme ve romana kirilma veya kopma anlarinin
cümleleri olarak yazilan, gündelik hayatta da siklikla duyulan
"Eskiden böyle miydi?," "Sen o eski sen degilsin," "Seni
tanimakta zorlaniyorum," "Bazan benim evlendigim adam bu muydu
diye düsündügüm oluyor" kabilinden bin türlü söz yalniz aska
dayanan bir evliligin karsilik görülmedigi zaman nasil
çökebildigini belgelemektedir. Açikçasi, ask karsilikli
sevmektir; ve, karsilik bekledigi için, ask asla fedakâr
degildir. Fedakâr bir sevgi olmadigi için de, bir evliligin
devami için ask asla yeterli degildir. Zira, Rabb-i Rahîm,
ehadiyet sirriyla, her insani ayri bir âlem olarak yaratmis,
her insani sonsuz sayida duygu ve arzuyla donatmistir. Bu
sonsuz çesitlilik içinde, her insanin sair insanlardan
ayrildigi bir yön, ayristigi bir özellik muhakkak vardir.
Hâlik-i Zülcelâl, birbirinin tipatip aynisi iki insan
yaratmamistir. Dolayisiyla, iki ayri âlem olarak iki insanin
evlilik sûretinde beraberligi-akrabaliktan is hayatina, okul
arkadasligindan yol arkadasligina baska tüm beraberliklerde de
oldugu gibi-içinde bir dizi ayrisma ve çatisma noktasini
gizlemektedir. Meselâ, eslerden biri maviyi çok severken,
öbürü pembeye bayiliyor olabilir; ve evi boyamak sözkonusuysa,
bu pekâlâ bir problem üretebilir. Hatta ayni rengi seven iki
insan, bu rengin tonlari konusunda çatisabilir. Patlicani
imambayildi suretinde seven bir koca ile kendisi öyle sevdigi
için karniyarik suretinde yapan bir hanim, sirf bu sebepten
dolayi birbiriyle tartisabilir ve en azindan biri digerine
darilabilir. Her evliligi, böylesi küçük meselelerden hayata
ve dünyaya dair daha derinlikli tercihlere uzanan uzun bir
çizgide çok sayida gerilim ve çatisma beklemektedir. Iste
bütün bu çatisma noktalarinda, ask çözümü garanti etmez. Zira,
ask fedakâr degildir, karsilik istemektedir, "Ben sunu yaptim,
ondan da bunu beklerim" demektedir. Oysa, hayatin
kivrimlarinda yasanan nice mesele, taraflar "Ya o ya bu!"
noktasinda kilitlendiginde, ancak feragatla çözülebilmektedir.
Feragat yoksa, kilit çözülmez. O yüzden, birbirini gerçek bir
askla seven iki insanin, birbirine asik oldugu halde birbirine
küstügü, darildigi çokça görülmektedir. Herkesin kendi
tercihinde direttigi bir kilitlenme hali, taraflardan en az
biri feragata yönelmez ise, ciddi bir kopmayi
getirebilmektedir. Sonradan, "Onu hâlâ seviyorum," "Simdiki
aklim olsaydi" diye agitlar yakiliyor olsa
bile... Kisacasi, feragat temininde Aşkın yetersiz kaldigi
bir özelliktir, ama yine feragat bir evliligin sihhati ve
devami için kesinlikle gereklidir. Birbirini sevdigi halde
sürekli çatisan ve çözümü hep karsidan bekleyen insanlarin bir
evliligi sürdürmeleri mümkün degildir. Ve bu noktada,
'karsilikli sevgi' olarak askin yanisira, 'karsiliksiz sevgi'
olarak sefkat gündemimize girmektedir. Edgar Allen Poe'nun en
güzel ask siirlerinden biri olarak hafizalara yer eden Annabel
Lee'sinde söyledigi "We loved with love that was more than
love" dizesinde kasdettigi sey sefkat midir, yoksa Türkçe
müterciminin yazdigi üzere karasevda midir bilinmez; ama
bilinen, sefkatin 'asktan da üstün bir sevgi' anlamina
geldigidir. Zira, karsilik görerek veya en azindan karsilik
bekleyerek sevmenin adi olarak aska mukabil, sefkatin en temel
özelligi karsilik beklememesidir. Yolda gördügü bir kedi
yavrusuna, günün birinde evime giren fareleri yakalar
beklentisiyle süt vermez insan. Yahut, bir anne, otuz-kirk
sene sonra belki bana yardim ederler beklentisiyle hayatî
tehlikeyi de göze alip hamilelige yönelmez. Çocugu ezilmesin
diye kendisini arabanin önüne atan bir annenin, yavrularini
yemesin derken kendi basini köpege kaptiran tavugun, kuzusunu
kurtarmak isterken kurda yem olan koyunun veya koçun davranisi
'beklenti'yle izah edilebilir türden degildir. Bütün bu
davranislarin muharriki sefkattir; ve bu davranislarin
gösterdigi üzere, sefkat karsiliksiz sevmektir, beklentisiz
sevmektir. Askta olmayan bir özellik, sefkatin en belirgin
özelligidir. Ask fedakâr degildir, ama sefkatin meyvesi
feragattir. Bu bakimdan, aile hayati içinde askin
çözemedigi gerilim noktalarinda sefkatle gelen bir feragat ve
fedakârlik kesinlikle isgörmekte; askin kurtaramadigi birçok
evlilik, eger ask o evliligin 'yeter sart'i degilse, sefkatle
kurtulmaktadir. Ki, birçok problemli evlilikte çocugun bir
'kurtarici' olmasi bu sirdandir. Askin çözmedigi birçok dügüm
sefkatle çözülmekte; nice kari-koca, aralarindaki sorunlari
çocuklarina olan sefkatlerinden dolayi-nefislerini ve incinen
gururlarini bir kenara atip-feragatle bir çözüm arama yoluna
gitmektedir. Sefkatin aska olan üstünlügünün bir diger
göstergesi, evladini terkin esini terkten çok daha zor
olmasidir. Çocuklu ailelerin bosanmaya karsi daha dirençli
oldugu; birçok evliligin çocuklarin hatirina ayakta durdugu
bir vâkiadir. Hem, çocuklarin oldugu ve sefkatin açikça
devreye girdigi evliliklerde insanlar gerginlik anlarinda
'yutkunarak konusma' ve iki kere düsünme tavri sergilemekte;
meseleyi kestirip atmaktansa söyleyecegi son sözü söylemeyi
ertelemekte; ve hadise bu yüzden ani ve fevrî bir karara yol
açmadan sogudugunda, mesele zaten makul biçimde çözülmektedir.
Böylesi durumlarda da, karsilik görmediginde yitip gidiveren
askin kurtaramayacagi beraberlikler sefkatin hatirina
yürümektedir. Bu noktada, vurgulanmasi gereken, ama en
ziyade ihmal gören bir nokta, eslerin birbirine karsi da
sefkatle muamele etmesidir. Çünkü kari ve koca, karsi cinsten
biri olarak yekdigerine estir; ve 'es' olma açisindan, ask
sözkonusu olmaktadir. Ama esinin zaaflari ve faziletleriyle,
artilari ve eksileriyle bir insan oldugunu; esinin
'çocuklarinin annesi' oldugunu; esinin kayinvalide ve
kayinpederinin çocugu oldugunu.. dikkate aldiginda insanin
esine karsi sefkat hissi de galeyana gelmektedir. Yasanan
gerilimde onun sergiledigi tavrin 'kendisine karsi' olmaktan
öte oldugu; bunun, ehadiyet sirri geregi ayri bir ailede ayri
bir donanimla apayri sartlarda yetismis ayri bir âlem
olmasindan kaynaklandigini dikkate aldiginda da, sefkat hissi
uyanmakta; anlayisli olmayi, empatiyi ve feragati besleyerek,
gerginligi çözmektedir. Velhasil, askin çözemedigi gerilim
durumlarinin ilaci feragattir; feragatin olabilmesi için ise,
sefkatin isletilmesi gerekir. Karsilikli sevgi olarak
birbirine duyulan askin yetmedigi yerde, karsiliksiz sevgi
olarak sevgi pekâlâ imdada yetisebilir. O halde, sefkat,
hayatin sair alanlarinda oldugu kadar, evlilik hayatinda da
daha bir dikkati ve vurguyu hak etmektedir. Umulur ki,
'ömür boyu ask' gibi güzel ama yetersiz formüller 'ömür boyu
sefkat'le tamamlandigi takdirde, aile içi gerginliklerin ömrü
kisalirken evliliklerin ömür boyu olma sansi ve ömür boyu
evliliklerin sayisi yükselecektir. METIN
KARABASOGLU
|